BMBP: “Bu Memleket Bizim!”

0
93

22 Mart 2021 tarihinde Bu Memleket Bizim Platformu olarak Türkiye ile imzalanan protokolü protesto etmek amacıyla Meclis önünde eylem gerçekleştirildi. 

Kuğulu Park’ta toplanılarak “Entegrasyona Hayır”, “İrade Halktadır, Sarayda Değil”, “Bu Memleket Bizim” pankartlarıyla Meclis önüne yüründü.

Eylem açılış konuşmasını gerçekleştiren KTOEÖS Genel Sekreterimiz Selma Eylem,  “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı alanların ülkenin eğitiminden, kültüründen, eşitlik, özgürlük ve bağımsızlığından derhal elini çekmesi” çağrısında bulunarak, “Ekonomik paket altındaki siyasi dayatmalara, kültürel işbirliği protokolüne ve atanmış işbirlikçilerine karşı tepkimizi koymak için bugün buradayız” dedi.

Ardından, Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu (DEV-İŞ) Genel Sekreteri Ömer Naşit, Platform adına basın açıklamasını okudu:

Kıbrıs Türk toplumu ilk ekonomik paketle 1986 yılında Özal hükümeti döneminde tanıştı. Paketin içeriği, Kıbrıslı Türkler adına politika belirleyerek, sosyal devletten liberal serbest piyasa ekonomisine geçişi dayatıyor, Kıbrıslı Türkleri üretimden kopararak bağımlı hale gelmesini sağlıyordu. Bu anlamda Kıbrıslı Türklerin üretimden gelen gücü olan sanayi holding kapatılıyor, yerine özelleştirmeler ve halkın memur olması salık veriliyordu. Dönemin siyasi elitleri Sn. Eroğlu önderliğinde UBP yönetimi ise Türkiye Cumhuriyeti ile ilk protokolü imzaladığı için böbürleniyor, o günden itibaren Kıbrıslı Türklerin iradesine ve öz güvenine ipotek konulmasına çanak tutuyordu.

O dönem, Türkiye Cumhuriyetinde muhalefette olan Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit dayatılan paketi şu sözlerle eleştiriyordu:

“DEMİREL – “Türkiye’de neticesi belli olan politikaları Kıbrıs’ta uygulamak suretiyle orada da enflasyonu azdırmak, orada da yoksulluk meydana getirmek gibi bir şeyi herhalde kimse düşünmez. Kıbrıs’ın idaresi bağımsız bir idaredir. Yararına olmayacak bir şeyi kabul etmezler”. Köylüsünü, işçisini, çiftçisini, emeklisini, sanayicisini ve hatta küçük esnaf ve tüccarını perişan edecek bir modeli Sayın Özal bugün Türkiye’de iktidardadır diye savunmak ve karşı çıkanları “Vatan Haini” ve Anavatan düşmanı diye lanse ederek, uzun vadede KKTC-TC ilişkilerini zedeleyecek çok tehlikeli bir yaklaşım içindedir” diyordu.

ECEVİT ise – “Sayın Özal, KKTC’ne birtakım ekonomik ve sosyal politikaları, manevi baskı ile hatta manevi baskının da ötesinde, “Bunları uygulamazsanız yardımı keseriz” tehdidi ile kabul ettirmek istiyor. Oysa bağımsız bir ülkeye bu şekilde davranılmaz. Özal’ın baskısı yüzünden, KKTC’nin bağımsızlığına gölge düşebileceği gibi, demokrasisi de zedelenebilir.” diyordu.

Kıbrıslı Türklerin barıştan emekten yana olan siyasi partileri, ilerici emek örgütleri ise tıpkı bugün ki gibi bağımlılığa karşı çıkarak üretimden koparılmayı reddediyor, iradesine sahip çıkma çabası içinde direniyordu.

Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, “buyuran, emir alan” ilişki biçimi giderek derinleşmiş, her gelen paketle bağımlılık daha da artmıştır. Türkiye’yi yönetenlerin başlardaki koruyuculuk rolü, mevki makam uğruna ve siyasi rant için buna çanak tutan Kıbrıslı Türk işbirlikçi siyasiler sayesinde, giderek edilgen bir yapıya bürünmüştür. Kıbrıs konusunda egemenliği ve devleti dillerine pelesenk edenler, imzalanan her protokolle, de facto da olsa yönetim erkini Türkiye’yi yönetenlere devretmekte bir sakınca görmemektedirler.

Bugün gelinen noktada, atanmış kayyum hükümeti, kendi halkından o kadar kopmuş, o kadar ileriye gitmiştir ki, bırakın halkı, sivil toplum örgütlerini, sendikaları, artık meclisi dahi bilgilendirme gereği duymamaktadır. Tıpkı küçük ortağın mecliste dediği gibi “ben yaptım oldubitti” diyerek yoluna devam edebileceğini düşünmektedir.

Geçtiğimiz haftalarda, TC ile KKTC arasında işbirliği adı altında 4 anlaşma, 1 mali protokol imzalanmıştır. Bunlara 1 yıl öncesinden imzalanmış kültürel işbirliği protokolü eklenmiştir. Bu protokoller siyasi eşitler arasında yapılan işbirliği olarak nitelemek mümkün değildir.

Tümünde de ilgili konularla KKTC adına atılan imzaların hiçbir uluslar arası geçerliliği ve fonksiyonu olmadığı gibi, yönetim erkini Türkiye’yi yönetenlere devretmek hedeflenmiştir.

Bu protokol ile azınlık hükümetine, halkı, sivil toplumu, örgütlü yapıyı, sendikaları ve direniş gösteren tüm kesimleri susturmak için antidemokratik yasa yapma görevi verilmiştir.

Bu Memleket Bizim Platformu çatısı altında örgütlenen tüm emekçi, aydın ve yurtseverler olarak, kurulan bu düzeni reddediyoruz. Üretime olan inancımızla, kendi öz güvenimiz ve kapasitemizle kendi kendini yönetme yeteneğine ve aklına sahip bir halk olarak direneceğiz. Biliyoruz ki, geleceğimiz, üreterek adil paylaşımdadır, barıştadır. Kıbrıs konusunu uluslararası hukuk temelinde çözerek dünyanın bir parçası olmak ve kendi kendimizi yönetmek hedefimizdir.

Bilinmesini isteriz ki, bugün pandemi tedbirleri çerçevesinde 300 kişi olarak burada yer alıyoruz ancak halktan bağımsız planlananların ilerletilmesi halinde daha öncede defalarca yaptığımız gibi binlerle, 10 binlerle alanlardaki yerimizi alacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Ülkemizin bütünlüğüne, siyasi irademize sahip çıkacağız. Kendi kendimizi yönetecek bilgi, beceri ve potansiyelimiz vardır.

                                                  Bu Memleket Bizim!

Bu Memleket Bizim Platformu

Görsel için linke tıklayınız:

Bu Memleket Bizim Platformu Eylemi

Bu Memleket Bizim Platformu Eylemi 2. Görsel